Karadeniz Kitabevi’yle ilgili hatıralar. 23/12/2025 – Yayınlanan: Hakkında Yazılanlar


İstanbul’da ilim adamlarının, araştırmacıların, şairlerin ve ediplerin sık sık uğradıkları tarihi mekanlardan biri de meşhur Sahaflar Çarsısı’ydı. Buradaki dükkanların bazısı ise, bir dersane yahut bir sohbet meclisi özelliğini taşıyordu. Sohbetlerin asıl konusunu kitap teşkil etmekle beraber, tarihle, edebiyatla ve musiki ile ilgili konular da konuşulurdu.
Merhum Raif Yelkenci’nin dükkanı yazma kitap meraklılarının ve kültür adamlarının tam bir cazibe merkeziydi. Çünkü Raif Bey’in kendisi de tam bir kitabiyat bilginiydi.
Bu özelliklere ve güzelliklere sahip diğer bir dükkan ise Muzaffer Özak’ın sahibi olduğu dükkandı. Hacı Muzaffer Efendi, aynı zamanda bir sohbet şeyhiydi. Nev’i şahsına münhasır üslübuyla ve davudi sesiyle yaptığı sohbetlerin tadına doyum olmazdı. Saatlerce konuşsa yine zevkle ilgiyle dinlenirdi. Dükkanında dini eserlerin her türlüsü bulunurdu. Kısaca
söylemek gerekirse Sahaflar Çarşısı’nın tipik mekanlarından birini de aynı zamanda Cerrahi Tarikatinin de postnişi olan El-hac Muzaffer Özak’ın dükkanı oluşturuyordu.
Merhum İsmail Akçay’a ait dükkanda böyle müdavimi bol olan bir yerdi ve devam edenlerin bir çoğu da musiki meraklılarıydı. Cuma günleri burada bir araya gelen kitap ve musiki dostları arasında ben de bir çok sanatkara ve ilim adamına rastladım. Merhum Şevki Çanka bunlardan biriydi. Ayaklı kütüphane diyebileceğimiz Şevki Bey’in çok istifade ettim. İsmail Bey’in kendisi de musikiye ilgi duyuyor ve özellikle Türk sanat musikisinden hoşlanıyordu. Parasını sonra verme şartıyla epeyce kitap aldığım dükkanlardan biri de işte bu 3 numaralı kitabevi idi. İçerideki bir gaz sobasının üstünde ısıtılan simitlerden çay eşliğinde ben de bir kaç defa yedim.
Şimdi sıra Karadeniz Kitabevi’ne geldi. Sahaflar Çarşısı’na Kapalıçarşı tarafından girince sağda, set üstünde bulunan bu kitabevi benim de çok devam ettiğim ve epeyce kitap aldığım bir kitapçı dükkanıydı. Halen de zaman zaman uğrarım ve her girişimde rahmetli Ekrem Karadeniz’le sanki göz göze, yüz yüze gelmiş gibi olurum. Bu dükkanın ilk sahibi olan ve bazı
değerli eserlere imza atan merhum Hulusi Bey’e yetişemedim ise de oğlu Ekrem Karadeniz’le çok görüştüm ve aramızda bir dostluk bağı kuruldu. Ne zaman yanına gitsem ayaklarını uzatarak oturduğunu görürdüm. Dükkanına emekli askerler de gelirdi. Mesela General Faruk Güventürk bunlardan biriydi ve Ekrem Bey onunla senli benli konuşurdu. Hatta hoşuna gitmeyecek sözler söylediği de olurdu. Mesela Güventürk’ün 27 Mayıs 1960 askeri darbesi esnasındaki nahoş hareketlerini yüzüne vurmaktan, ağır cümleler kullanmaktan çekinmezdi. Bir de merhumun gözleri görmediği halde müşterinin istediği kitabı hemen bulup
vermesi dikkatimi çekerdi. Ekrem Amcanın 17 Ekim 1981 tarihinde vuku bulan vefatından sonra dükkanı yeğeni orman mühendisi Sabri bey idare etmeye başladı. Sabri bey’le olan ilişkilerimizde gayet güzeldi. Hatta bu aileye duyduğum ilgiyi bildiği için Hulusi Bey hakkında hazırladığı bir yazıyı da bana hediye etmek lütfunda bulunmuştu. Kadim dostum Turan M. Türkmenoğlu’nun “Sahaflar Çarşısı’nda Görüp İşittiklerim” isimli kitabında kaydettiğine göre, Sabri Bey’in ani ölümünden sonra dükkan el değiştirdi. Daha doğrusu yıllarca Ekrem Amca’nın yardımcığını yapan, onun eli ayağı olan ve her türlü fedakarlığı gösteren Hüseyin Güngör’ün oğlu Mehmet
Güngör’e, tabii ki Sabri Bey’in vasiyeti üzerine devredildi. Bende bu satırları Mehmed’in arzusu üzerine kaleme aldım. İtiraf etmem gerekirse hem baba Hüseyin Bey’den hem oğlu Mehmed Bey’den daima ilgi ve yakınlık gördüm.
Ekrem Amca’nın aynı zamanda müzikolog olduğunu biliyordum. İbnülemin Mahmud Kemal Bey’in ” Son Asır Türk Musikişinasları -HOŞ SADA-” isimli eserinde Ekrem Karadeniz hakkında da bilgi veriliyordu. Yine bir gün dükkanına gittim ve İbnülemin’le ilgili hatıralarını teybe kaydettim. Üstatla ilgili eserimin ikinci cildinde yer alan bu hatıralardan bir iki anektodu
aşağıya aktarıyorum.

Ekrem Amca hatıralarına şu cümlelerle başlıyor.
Bendeniz 1929 senesinden başlayıp vefat yılı olan 1957’ye kadar, her pazartesi İbnülemin Mahmud Kemal Bey’in meclisine devam ettim. Pazartesi günlerinde konağında toplantılar oluyor, tarih ve musiki sohbetleri yapılıyor, saz çalınıyordu. Daha sonra yatsı namazı kılınıyor ve sohbet devam edip gidiyordu. Her pazartesi akşamı musiki erbabına yemek veriliyordu. Hatta Mahmud Kemal Bey’in kendine mahsus bir güveci vardı. Çömlekte bizzat kendi eliyle güveç pişirirdi. Ayrıca kaymaklı kadayıfı da çok severdi. Sanat ve maharet sahiplerine, musiki erbabından olan herkese kapısı açıktı. Yemeklerde sekiz-on kişi olurduk. Yemek sofada yenilir, teravih namazı kılınır, arkasından musiki sohbetleri başlardı. Çok kıymetli bir kütüphanesi vardı ve kütüphanesine kimseyi sokmazdı.
Burada bizim pederin kitapçı dükkanı vardı. Kitap meraklılarıya dolup taşardı. Tarihçi M.Zeki Pakalın Bey’de dükkana gelir kitap alır, belge toplardı. Birgün Mahmut Kemal Bey çarşıdan geçerken içeride M. Zeki Pakalın Bey’i görüyor ve fena halde öfkeleniyor. İçeride bir kaç kişi daha oturmaktadır. Mahmut Kemal Bey onların yanında, dükkanını Darünnedve’ye çevirmişsin
bir takım hergeleleri toplayıp onlara akıl veriyorsun diyerek bir güzel haşlıyor O sırada her ikisi de Osmanlı Devleti’nin son sadrazamlarını konu alan kitaplarını yazıyorlardı. Mahmut Kemal Bey’in öfkesinin sebebi buydu. Bunun üzerine babam “efendim, ben kitapçıyım. O da gelip kitap alıyor, siz de gelip kitap alıyorsunuz. Ben ne yapabilirim, ona da satarım, size de satarım” diyor. Buna rağmen Mahmut Kemal Bey bağırıp çağırıyor epeyce söyleniyor. Def et onu başından, zaten yalan yanlış şeyler yazıyor. Bana rakip mi çıktı yoksa diyor. Mahmut Kemal Bey dükkandan ayrıldıktan sonra babama “Neden bu adamın kahrını çekiyorsun?” diye soruyor. Babamda “zevk zaten onun orasında değil mi? Azarlamadıktan sonra neye yarar” cevabını veriyor. Birisi, babamın bu sözünü derhal Mahmut Kemal Bey’e ulaştırmış. O da, Aferin Hulusi’ye, beni çok iyi anlamış” karşılığını
vermiş.
Mahmut Kemal Bey’in meclisine bütün erbab-ı musiki devam ederdi. Mesela meşhur Hafır Aşir Efendi gelirdi. Bu zat, son derece mütevazi bir kimseydi. Sandalyeye değil, yere otururdu. Üstadın dizinin dibini tercih ederdi. Çok güzel okurdu. Şaşı Hafız Osman da gelenler arasındaydı. Eski güzel hanendelerden, Yeni Cami’den Hafız Ali, Kemani Faik Bey ve diğer
meşhur musikişinaslar devam ederdi. Biz o zamanlar üniversite talebesiydik. Hocamız Abdülkadir de konağın müdavimlerindendi.
Neyzen Tevfik’in de geldiğini biliyorum.
Bu yazıyı merhum Ekrem Amca’nın şu bestenigar ilahisiyle bitirelim;
“İçimde sönmeyen aşkınla mestim ya Resülallah
Nazar etmem cihana meyli kestim ya Resülallah
Perişan Ekrem’in hali medet kıl zahir-ü batın
bırakma her iki alemde destim ya Resülallah”
İşte Sahaflar Çarşısı’ndaki Karadeniz Kitabevi’nin sahipleri ve sonraki yöneticileri böyle güzel insanlardı…
DURSUN GÜRLEK
Araştırmacı Yazar