Salih Omurtak 11/09/2023 – Yayınlanan: Hakkında Yazılanlar
Başımıza gelebilecek en kötü şeyin aptallık olduğu bir evde büyüdüm ben, çünkü aptallık her türlü kötülüğün anası her türlü felaketin yuvasıydı. Mutlaka birisi enine boyuna düşünmemiş, kafasını çalıştırmamıştı ki olan olmuştu. “Fazla ekmek yersen aptal olursun” dan “aptallar sıkılır” a uzaman geniş bir yelpaze de sınanırdınız. Aptallığın, düşünüp taşınmadan soru sormanın ve kafayı çalıştırmamanın kötü karşılandığı diğer bir yer ise Sabri Amca ile Hüseyin Amca’nın Sahafı Karadeniz Sahaftı, ki burada çocukluğum boyunca her pazar sıkılmakla sınanırdım.
Henüz okuma yazma bilmediğim zamanlardan artık babamla gezmek istemediğim ortaokul yıllarına kadar, her pazar sabahı Cennet mahallesindeki evimizden çıkıp, E-5 i geçip, Basınköy’ün içinden geçerek Menekşe tren istasyonu’na varırdık. Basınköy’deki parkta denize karşı küçük bir sallanma molası verirdik, istasyona inen yokuşun ortasındaki bakkaldan elvan gazozunu dönüşte alırdık, çünkü yorulunca tadı daha güzel olurdu. Sirkeci’de iner, bazen Mısır çarşısından alışveriş yaparak Kapalıçarşı’dan bazen Cağaloğlu yokuşundan yukarı çıkardık, farklı güzergahlardan Sahaflar Çarşısına varabilirdik ama döner yediğim yer değişmezdi, sahafların girişindeki sağda kalan küçük dönerci dükkanı, zaten basamakları çıkıp çeşmenin önünden geçtin mi işte geldik.
Sabri Amca’nın emekli orman mühendisi olduğunu, defalarca sürüldüğünü, ağaçları, ormanları ve vatanını çok seven bir solcu olduğunu bilirdim de Hüseyin Amca’nın kitaplara nasıl bulaştığını hiç merak etmedim. Sanki o çarşının kurulduğu ilk günden beri oradaydı. Babam ve Sabri Amca biri Lazlıktan diğeri Balkan nevrozundan bağıra çağıra konuşup, akla gelebilecek herkes ile dövüşürken, Hüseyin Amca sadece Karadeniz Sahaf’ın değil, Beyazıt ‘ın yerinde kalmasını sağlardı sanki. İçeri girer çıkar, gazoz oralet ne varsa önümde, bitmiş mi diye bakar, çaktırmadan tespihci amcanın kedileri sayar, o arada içeri sevimsiz bir kedi girer, onunla ilgilenir, içerdekilerin muhabbeti bozulmasından diye kitap soranların işini kapının ucundan hallederdi. İşte aptallık mevzu orada devreye giriyordu. Saçma sapan bir şey sorarsanız ya da yazarın kitabın ismini yanlış söylerseniz, hafifçe terslenerek gönderilirdiniz, yok ben ısrar ediyorum bir de içeriye soracağım derseniz, Sabri Amca size açıkça ne düşündüğünü söylerdi. Aptallığın zıttı akıllı olmak değildi, aptal olmamaktı, o da yetmezdi bir de namuslu olmalıydı insan, o da yetmez vasat olmamalıydı. Vasat olmamak, her şeyin en iyisi olmak değildi, yaptığını en iyi şekilde yapmaya çalışmaktan vazgeçmemeliydin, bu da sürekli çalışmak demekti.
Beni genellikle dışarıdaki yabancı dildeki kitapların yanına bir tabureye oturturlardı, sigara dumanı tavandan başlayıp kafa hizasına indiğinde, kitaplar raflardan inmiş, açılmış kapanmış yerine konmuş, bir kaç kitap satılmış, bir kaç kişi paralanmış olurdu. Sıkıldım ne zaman gideceğiz diyemezdim, Hüseyin amca durumu anlar beni oyalayacak bir şeyler bulmaya çalışırdı. Bir zamanlar tezgahta duran bir tomar Almanca Disney dergisini önüme koyar eve giderken de bir iki tanesini zorla bana verirdi. Almanca öğrenmeye o zaman karar verdim, çünkü okuyamayınca iki dakikada dergi bitiyordu ama benim sınavım bitmiyordu. İlerleyen yıllarda sıkı bir kitap kurdu olduğumda bir sahafta duyulabilecek en acayip teklifi aldım. Lise sondaydım, üçü bir araya gelip beni karşılarına aldılar ve eğer o sene hiç kitap okumayıp sadece üniversite sınavlarına hazırlanırsam, kazandığımda dükkandaki istediğin kitabı alıp okuyabilirsin dediler. Zaten bunu yapabildiğim için pek sesimi çıkarmadım, kitap okuma lütfen demek için en uygunsuz yer bir Sahaf olabilirdi ve bunu da bu üçlü yapabilirdi ancak…
Sabri Amca’nın emekli olacağını, işleri Mehmet Abi’nin devralacağını duyduğumda hissettiğim burukluk, evde “bu Mehmet canavar gibi”, “Osmanlıcası çok iyi” laflarıyla birleşince iyiden iyiye kıskançlığa dönüştü. Mehmet Abi’nin rüyalarımın işini çaldığı yetmezmiş gibi bir de durmadan övgü alıyordu. Durumu hazmettikten ve aptallık etmeden değerlendirdikten sonra aramızı düzelttim, tabi onun bunlardan haberi olmadı hiç, her iyi abi gibi anladıysa da sesini çıkarmadı.
Yıllarca içilen o sigaralar önce Sabri Amca’yı aldı aramızdan, çok sevdiği ağaçlar gibi ayakta ve dimdik öldü, son ana kadar ne hastalığına taviz verdi ne de hayatından ödün verdi. Sonra babam gitti akciğer kanserinden, Hüseyin Amca emekli oldu. Şimdi Mehmet abi gözetiyor Sahaflar Çarşısının bekasını, kedileri kolluyor, kimin ne sıkıntısı var, gazoz bitti mi diye göz ucuyla bakıyor. Kapıdan girene gönlü açık ama kim aptalca sorular soruyorsa fırçasını yiyor. Kitaplar ve dostluk arıyorsanız, yolunuzu düşürün, belki sınandıktan sonra siz de müdavimi olursunuz,
muhabbetle
Mine Omurtak Önduygu