SEN YAZMA ARKADAŞ! 05/10/2021 – Yayınlanan: Hakkında Yazılanlar

– Neden öyle dediniz ki ağabey?

– Dilimde tüy bitti, yaz yaz diye. Niyetiniz yok sizin 12 numara hakkında bir şeyler karalayayım diye. E zorla güzellik de olmaz derler, boş ver sen yazma.

– Yok Mehmet ağabey öyle demeyin lütfen. Mesele yazıp yazmamak değil, ne yazalım da gönlünüz incinmesin derdindeyiz.

– Ne yazarsan yaz, herhangi bir hatıra işte şu çatı altında geçen. Ben de onu internet sitesinden insanlarla paylaşacağım. Hem neden gönlüm incinecekmiş ki?

– Nasıl desem, hani ben yıllar evvel ilk defa buraya geldiğimde, siz biraz gergindiniz, ben de pek bir cahil, mecmua diye bir şey duymuştum da ne olduğunu bilmeden sizden istemiştim. Alacak mısın diye sorduğunuzda o gergin atmosferde inadına alacağım demiştim, dergiyi en üst raftan indirip de tozunu bana yutturmuştunuz. Anlık bir karar ile, biraz da inattan cebimdeki bütün parayı vermiştim de mecburen Bayezid’den Şişli’ye yürüyerek dönmüştüm. Şimdi bütün bunları yazsam siz yine gerileceksiniz.

– Ne alakası var, hem ben gergin değilim hem o gün de gergin değildim. Sen yine abartıyorsun. Olaylar o şekilde gelişmemişti. Kaldı ki sana yaz dedikse bunu da yazma arkadaş.

-Ağabey tamam da ne yazayım. Hani hafta içi bir sürpriz yapayım demiştim, saat 16.00 gibi habersiz gelmiştim. Siz’i kolilerin arasında bulmuştum. Siz de beni görünce “aman hoş geldin” deyip içeriye buyur etmiştiniz. Onca koliyi, içindeki kitap ve efemerayı ayıklamamız saatler sürmüştü. Siz beni araba ile eve bıraktığında saat gece yarısı 01.00 olmuştu. O eski eşyanın tozu üç gün ağzımdan, burnumdan gitmemişti. Ne yersem yiyeyim ağzımda bir toprak tadı kalmıştı. Bütün bunları yazsam bana yine abartıyorsun diyeceksiniz.

– E tabi abartıyorsun, ben de seninle beraber ayıkladım, tamam eskilerle doluydu koliler ki bizim işimiz de bu zaten. Öyle dediğin gibi toz toprak da yoktu kolilerde.

– Hakikaten ağabey, siz kolilerden bazısını bana, bazısını kendinize ayırıyordunuz. Neden bana düşen koliler hep toz-toprak doluydu ki?

– Çok karıştırma orasını. Başka bir hatıra, güzel bir hatıra bul. Bunu da yazma sen.

– Güzel bir hatıra… Güzel hatıra… Güzel… Hah buldum! Pek güzel bir Yunanlı hanım gelmişti. 23 liralık Yunanca bir kitabı beğenmişti. Siz de en fazla 20 liraya kadar inebilirim demiştiniz. Ben o güzel gözler mahzun olmasın diye araya girmiştim. Aradaki farkı benim karşılamam kaydıyla konuşmayı bana bırakmıştınız. Ben 5 liraya satmıştım kitabı o güzel hanıma.

– Maşallah ne başarı, helal olsun. Sonrasını da anlat.

– Şey, o kısım nahoş biraz. Kıza 5 lira deyince yüzünde güller açmıştı. Ama sonra kayboldu. Şaşırdım evvela. Akabinde dombili bir Yunanlı bey ile gelmişti. Kitabı o bey de inceledi. 5 lira verip kitabı almıştı. Siz de bana “oh olsun” demiştiniz.

– Biliyor musun o hanım bir sene sonra yine geldi. Seni sordu. Seni kovduğumu söyledim. Nedenini sorunca, müşterilere çok indirim yaptığını söyledim. Hayat Hasan. Ne der Uğur Derman?

– Her hata bir ders, ne hata biter ne ders.

– Peki sana ders olsun o vakit bu olay.

– Sanırım bunu da yazamayacağım sizin sayfa için… Hani bir gün üç kilo baklava almıştık da Muharrem, Kemal ve ben, birbirimizden habersiz. Siz de bir oturuşta..

– Hop hop hop. Ne karıştırıyoruz sen baklava işini. Tamam tamam anlaşıldı. En iyisi sen yazma arkadaş!

Hasan YUMAK